En çok korktuğum şeydir korkmak. Müslüman için Allah’tan başkasından korkmak eksiklik, hatta iman zaafityetidir. Bu yüzden korkarım korkudan. Çünkü bence, insani zaafların en haini, en insafsızıdır korkmak. Bu sebeple korkmaktan her zaman Allah’a sığınırım.
Ne güzel söylemiş atalarımız “korkunun ecele faydası yoktur” diye. Ne kadar doğru ve hikmetli bir söz. Ancak hep unutur, hayatımıza bir türlü uygulamak istemeyiz bu şiarı. Nelerden korktuğumuzu bir düşünelim; fakirlikten, işsizlikten, açlıktan, itibarsızlıktan korkarız genelde. Kimileri ise iyi yemekler yiyememekten, güzel arabalara sahip olamamaktan, hatta beğenilmemekten korkar. Ancak Allah’tan korkan için bunlar korku değil yazgıdır sadece. Ve şayet niyetler halis ise ecir umulur korkunun sonucundan. Dünyada negatif görünen pek çok şey, pozitife rücu eder ahirette. İşte o zaman adaletten kıl kadar sapmayan terazi hakça dağıtırken hakları, korkular da tartılır kefelerde. Korkunun bedeli ödenir veya alınır o zaman.
Cehaletten de korkarım ben. Çünkü tüm çirkinliklerin, fenalıkların doğduğu merkezdir cehalet. Haset, iftira, gıybet, kayırma da korkularımdandır. Ne kadar çok korkularımız var değil mi?
Ya benden korkanlar! Öyle ya benden korkan yok mudur? Elbette vardır. Şahsiyetimden, inançlarımdan, tavırlarımdan, yazılarımdan, hatta varlığımdan bile korkanlar vardır. Eğer kişisel zaaflarım yüzünden insanlara korku verdiysem ve Allah için onlara zarar verdiysem haklarını helal etsinler. Şayet şahsi ve dünyalık meselelerden dolayıysa bu korku, o zaman daha çok korkacaklar, beklesinler.
Ahirete inanıp inanmamak şahsi bir meseledir. Ancak inanan için mesele yok. Çünkü her şeyin hesabı mutlaka sorulacak. Ancak inanmayanın acısı dinmeyecek. Çünkü her şey dünyada kalacak, kendisine yapılan zulümler yapanların yanına kar kalacak. Tıpkı bunun gibi “rızk Allah’tandır” şiarına inanan için işsiz kalmanın veya zulme uğramanın ne önemi var ki? Esas problem birilerinin ekmeğiyle oynayıp ona zarar verebileceğini sananlarda.
Günümüzde öyle çoğalmıştır ki korkularımız, ruh sağlığımızı bozacak derecede tehlike arz etmektedir. Bu yüzden adeta korku toplumu olduk çıktık. Fakat korkularımızın sebebine inemedik bir türlü. İktidar korkusu, siyaset korkusu, iş korkusu, aş korkusu, darbe korkusu, ast üst korkusu, düzen korkusu, felaket korkusu. Sonuç; korkaklar sürüsü.
Bazen meşru sebepler de korkular doğurur bizim için. Mesela devlet memuru, idareci, siyasetçi olmak ta korkutur bazılarını. Onalar göre statükonun dışına çıkmak mutlaka felaket getirir. Hiçbir şeye bulaşmamak, karışmamak erdemdir sanki. Bilmezler ki onların devlete ve millete zerre katkıları yoktur, bilmezler ki kendilerine bile yararları olmaz. Ve düşünmezler ki devlet onların yüzünden bir adım ileri gitmez.
Mum her yeri aydınlattığı için muteberdir. Ancak dibine ışık vermemesi, değerini yarıya indirir. Bunun gibi insan da kendine çalışırsa yaşaması lüzumsuz olur. Tahsil görür, eğitilir ama birikimlerini yansıtması nedense tuhaf görülür. Bir şeyler yansıtmayacaksa, ışık saçmayacaksa neden okuturuz insanları bir türlü anlayamam. Hem bu durum alimin ilmini yayması ilminin zekatıdır anlayışına sahip bir dine inananlara yakışır mı? bu tespit korkularımızın dinimizin de önüne geçtiğini açıkça göstermiyor mu?
Gelelim sonuca. İnsan olduğumuz için korkularımızla yaşar, korkularımızla iş görürüz. Ancak önemli olan korkularımızın bizim tavırlarımızı nasıl etkileyeceğidir. Dünyanın da imtihan yeri olmasının sırrı da buradadır işte. O yüzden ben korkmaktan çok korkarım. O yüzden de Allah’tan başka hiçbir şeyden asla korkmam.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!