22 Mayıs 2012 Salı

Hasan ÇAĞLAYAN İle Çok Özel Röportaj...

Ülkücü Hareket'in Sembol İsimlerin'den Hasan Çağlayan İle Çok Özel Röportaj....

03 Ağustos 2011 Çarşamba 14:53
Hasan ÇAĞLAYAN İle Çok Özel Röportaj...
Hasan ÇAĞLAYAN İle Çok Özel Röportaj... 

Röportaja Dair Bazı Başlıklar;
 

İhtilalin son bir ayı şok süreç oldu...

70 öncesi devlet kurumlarına saldıran solcular 70 sonrası şahıslara saldırdı...

İhtilal sonrası sol tüzel kurumlara dokunulmadı ama sağ Ülkücü kurumlara baskı yapıldı...

K. Maraş ve Çorum olaylarının daha büyüğü yapılmak istendi fakat biz Ülkü Ocakları yönetici ve başkanları olarak engelledik... Ben bizzat Kayseriye gittim...

Şu süreçte Türkiyenin yapı olarak iyiye gittiğini görüyorum...

Ölümlerin en çok olduğu dönem ocak başkanlığı yaptım...

Mhp ve Bbp birleşsin demiyorum ama görüşmelerinde fayda var.


Abdullah Çatlı Ülkesine Olan Vazifesini Yaptı...

Türk Devleti Yükselecek ve Büyüyecektir.... 



Bdp ve Pkk'nın Oyuncağı Elinden Alınmalı...


Haber ARZ:
 Ülkücü Hareketin Sembol İsmi, Ülkücülerin Hasan Abisi Hasan Çağlayan'ı Kendi Dilinden Tanıyabilirmiyiz?

Hasan Çağlayan, Çorum Alaca’nın Sincan köyünde dünyaya gelmiş, çocukluğunu burda geçirmiş, İlkokulu orda bitirdikten sonra Ortaokulu Alaca’da ve netice itibariyle öğretmen okulunu Çorum’da bitirdikten sonra 2 yıl Sivas’ta, 1.5 yıl da Çorum'da olmak üzere 3.5 yıllık bir ilkokul öğretmenliği hayatından sonra Ankara’ya üniversite tahsili için gelmiştir. 1973-74 öğrenci yılları içerisinde Ankara’da ticaret turizm Öğretmen Yüksekokulunda tahsiline başlamıştır.

Öğrencilik yılları içerisinde o günleri hatırladığımız zaman şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz; Şehirler kaynıyor. Üniversiteler onun iki katı daha kargaşanın içerisine düşmüş, sağ-sol kavgası eğitimi tamamen geri plana atmış, üniversitelerin solcu ve sağcı yetiştiren kurumlar haline dönüşmüş olduğu dönemde yükseokul hayatıma başlamış oldum. Gelir gelmez de tabir-i caizse bir savaşın içinde kendimi buldum. Taşradan gelip burada, böyle bir ortamda birden bire bilmediğim bir manzarayla karşılaşmış değilim. Öğretmenlik dönemim içerisinde fikrimle, düşüncelerimle, inançlarımla ilgili kendime bir yol çizmiş idim. Ankara’ya geldiğim zaman bu yolun bir nevi devamını sağlamış oldum. Ankara’ya gelmeden evvel Sivas’ta ve Çorum’da Ülkü-Bir diye ülkücü öğretmenlerin kurmuş olduğu bir dernek vardı. O derneğin bünyesi içerisinde görev yapıyordum. Çorum Alaca ilçesindeki derneğinde muhasipliğini ve kuruculuğunu yapmıştım. Tabi bu çalışmaları yapıp Ankara’ya geldikten sonra zaten bir kimlik ortaya koymuştuk. Gelir gelmez o kavga ortamının içerisinde yaş itibariyle de 3 yıl öğretmenlik yapmış bir kişi olarak yeni gelenlerden biraz daha yaşlı olarak okula başlamamın da katkısıyla ilk yılda bile bir abi konumumuz ortaya çıktı. 1. Sınıftayken 1. Sınıfların abisi olarak üniversite hayatına başlamış olduk.

Haber ARZ / İlknur KOÇ'un Özel Röportajı....


Daha yılı tamamlamadan, Ankarada kurulmuş olan Ankara Ülkü Ocakları Derneği ve Genel Merkez bizim hareketlerimizi, tavırlarımızı, davranışlarımızı, siyasi kimliğimizi ve bu kimlik içerisindeki aktifliklerimizi görerek 1. Sınıfın 2 döneminde Genel Merkez yönetim kurulu üyeliğimize talip oldular. O zaman Sami Bal Genel Başkandı. Kongre yapıyorlardı. Kongrelerine bizi de davet ettiler. O dönem yönetim kuruluna seçildim. 1 yıl Sami Bal’ın genel başkanlığı döneminde Genel Merkez teşkilatlandırmada teşkilatlandırma genel başkan yardımcısı olarak vazifelendirildim. 2. Kongrede Genel Merkezde görev almadım. Okulda kargaşa çıktı. 1 yıl Ticaret Turizm Öğretmen Yüksek Okulu başkanlığı yaptım. O başkanlık dönemi aşamasında Ankara Ocak kongre yaptı. Bu sefer Ankara Ocak 2. Başkanlığı görevine geçiş yaptım, sonra da il başkanlığına. Ankara Ocakta il başkanlığı yaparken birgün Muhsin bey geldi dedi ki; benim genel başkan olmamla ilgili tazyikler var. Benimle beraber Genel Başkan Yardımcısı olur musun? Yani benim genel başkan yardımcım olur musun? Dedik ki sizinle çalışmak tabiki şereftir. Ondan sonra Muhsin beyle genel başkan yardımcısı olarak Ülkü Ocakları bünyesinde göreve devam ettim. 1 yıl kadar orda görev yaptıktan sonra benim okul durumu son noktasına gelmişti. Devamsızlığım bitmişti. Dediler ki; okulun halledilmesiyle, devam sıkıntılarının giderilemsiyle ilgili sana fırsat verelim. Yönetimden ayrıldım. Zannediyorum 7 ya da 8 ay uzak kaldık. O dönem içerisinde birtaraftan okula devam ettim. Fakat diğer taraftan da belirli bir dönemden sonra Muhsin Başkan da görevi bıraktı. Bazı hadiseler cereyan etti. Bu sefer biz Muhsin Başkanla birlikte milliyetçi hareket partisinin gençlik teşkilatlandırmasının, Ülkü Ocaklarının daha değişik bir versiyonunu beraber yürütmeye başladık illerde. Ülkü ocakları eğitim derneğine yardımcı olabilecek şekilde.

Haber ARZ: Bunun bir adı var mıydı?

Bunun adı yoktu. Bunun adı genel merkeze ve partiye yardımcı olmak. Fakat bu arada Muhsin Yazıcıoğlu bizimle ocak meselelerini görevden ayrıldıktan sonra devam ettirirken bir taraftanda ülkü ocaklarının Türkeş beye karşı gençlik sorumlusu, müşaviri olarak görevlendirildi. Bu vazifeyi devam ettirdi. Daha çok o ismi kullanıyordu.

Haber ARZ: Yani partiyle Ülkü Ocakları arasında köprü yada denge unsuruydu diyebilir miyiz?

Yani ülkü ocaklarına eski görev yapmış kişiler olarak yardımcı olunuyordu. Fakat Muhsin Yazıcıoğlunun ayrı bir görevi vardı. Onun görevi aynı zamanda Türkeş’in gençlik müşavirliğiydi. Gençlik müşaviri olması hasebiyle zaman zaman ülkü ocaklarıyla parti arasında köprü vazifesi yapıyordu. Muhsin Başkan görevi bıraktıktan sonra 5-6 ay Şevkat Çetin genel başkanlık görevini yürüttü. Şevkat Bey 6 ay kadar bir zaman sonra bıraktı. Ondan sonra ben genel başkan oldum.
 

Haber ARZ: Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğunuz dönemde neler yaşadınız? Ülkenin en heyecanlı, en yürekli ve en aksiyoner gençliğini yönetmek çok zor oldu mu?

Tabi o zaman bizim yaşlarımız 23-24-25. Hepimiz neticede aynı yaşta olan insanlarız. Memleketin meselelerine öyle dahilmişiz ki. Sonradan bunu idrak edebiliyoruz. Sonradan görebiliyoruz. Zannediyorum ki o zaman sadece teşkilat yönetmek, idare etmek gibi bir vazifenin içerisinde olduğumuzu zannediyoruz. Ama bugün baktığımızda nerdeyse o günkü Türkiye’nin politikasını da tayin edebilecek, politikasına 1. dereceden müessir ve etkili olabilecek bir konumdaymışız. İşte basın toplantılarımıza baktığım zaman, günlük siyasete ülkü ocaklarını faaliyetlerinin etki derecesine baktığımız zaman ve Türkiyenin o günkü kargaşa ortamı içerisindeki ülkü ocaklarının yerine baktığımız zaman Türkiye’nin politikasına 1. Dereceden etki eden bir kurumun yöneticisiymişiz. Biz o zaman 22-23-24 yaşlarında bunun pek farkında değildik. Ama yapmış olduğumuz faaliyetler, almış olduğumuz kararları düşündüğümüzde ben bugünkü aynı yaşlardaki kendi çocuklarımıza bunu uyarladığım zaman kendi kendime büyük bunalımlara giriyorum. Nasıl olurda bu yaşlarda çocuklar bu kadar etkili olabilir? Türkiye'nin kaderini değiştirebilecek, üniversiteleri yönetebilecek, yönlendirecek ve Türk gençliğinin tamamına müessir olabilecek kurumlar bu insanlara idare ettirilmiş ve bu insanlarda bu işi yürütebilmişler diyorum. Çünkü 2 dudağımızın arasından çıkacak bir kararla Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek durumdaydık. Bir anda 1 milyondan fazla insan senin vermiş olduğun emirle sokağa çıkacak, eline silahı alacak, beklenilmeyen ve tahmin edilemeyecek derecede büyük eylemlere girebilecek. Böyle bir fonksiyonunuz var. Ülkü Ocakları derneğinin 12 eylül ve 12 eylül öncesini karıştırmamak lazım. 12 eylül öncesinde Ülkü Ocakları derneği başkanı, birbuçuk milyondan fazla insana bu gece uyumayacaksınız dediği zaman uyumayan, hadi Ankaraya gelin dediğiniz zaman gelebilecek, hadi cebinizdeki paraları verin dediğiniz zaman verebilecek, şunu yap dediği zaman yapabilecek derecede bir bağımlılık hisseden böyle bir kitleyi harekete geçirebilecek bir potansyel vardı. Bunu idare eden insanlar da devleti yönetecek yahut da bu kadar büyük kitleleri yönetebilecek bir eğitime ve birikime sahip olmamış insanlar. Öyle bir vazifeyle donanmışız ki bu şekilde de yönetmişiz.

Haber ARZ : Çok da Başarılı Yönetmişsiniz...

Onu anlatmak istiyorum esasında. Bütün bunlara rağmen şimdi uyarlıyorum. Çocuklarımız için korkunç endişeler içerisine giriyorum fakat o günkü şartlar içerisinde demek ki olaylar insanları yetiştiriyor, eğitiyor, pişiriyor. Bizlerden yaşlı insanların tavrını koyabilecek derecede tavırlar sergilemişiz. Kendimizin yaşı 23-24 olmasına rağmen o yaşlardaki üniversite çocuklarını kendi çocuklarımız gibi görmüşüz. Yani onların kılına zarar getirebilecek, canlarına zarar gelebilecek bir meselede o denli hassasiyet göstermişiz. Gençliğin heyecanına kapılarak onları sokaklara dökmek onları eylemlerin içerisine sokmak değil, gücümüzün yettiğince onları eylemin dışına, olayların dışına çekmekle ilgili bir gayretin içerisine girmişiz. Ve anaların, babaların göndermiş olduğu bir noktada sahipsiz ve çaresiz olan insanlara çare olmuşuz. O günkü şartlar içerisinde eğer böyle bir yapılanma olmasaydı, bu ülkenin çocukları dinlerinden yoksun, maneviyatlarından yoksun, vatan millet sevgisinden yoksun ayrıca bölücü bir mihrakın tamamen kucağına itilmiş olacaklardı.

Haber ARZ : Aslında ordaki amaç gençleri eylemlerden ve sokaklardan uzak tutmakmıydı?

Amaç değil. Amaç şuydu ben çıkmışım, Çorumdan gelmişim, Muhsin Yazıcıoğlu Sivastan, Şevkat Çetin Yozgat'tan, Sami Bal Ordu'dan gelmiş, bir teşkilatın başkanlığını yapmışlar. Ocak teşkilatını yönetmişler, yürütmüşler. Geldikleri bölgelerden, ailelerinden almış oldukları milli ve manevi değerleri vardı. Ankaraya üniversiteye geldikleri andan itibaren karşılarında tamamen dini reddeden milli meselelere tamamen tavır koymuş ve milli meseleleri ortadan kaldırmak isteyen bilerek ya da bilmeyerek ki ben onların da birçoğunun samimi olduğunu düşünüyorum bir grupla karşı karşıya gelmişler. Bilmeyerek ülkeye hizmet ediyorum diye tamamen o günkü komünizm fikrinin içersine sokmakla ilgili bir gayretleri var. Biz üniversiteye geldiğimizde bizim amacımız şuydu; Türk gençliğini milletini seven, özdeğerlerine saygılı, manevi değerlerine sahip, milli ve manevi değerler için fedakarlığının en fazlasını yapabilecek bir donanıma ulaştırabilmek. Bizim amacımız Türk gençliğini Milli ve manevi değerlere sahip bir gençlik olarak yetiştirmekti. Ve bunun için de elimizden geleni yaptık. Fakat bunu yapmamızı engelleyen üniversitelerde gruplar, fikirler vardı. Bunlarla mücadele ediyorduk. Fakat bu mücadelede o günkü yönetimin zaafiyeti ve devlet yönetiminin iktidarsızlığından kaynaklanan boşluklardan dolayı sol düşünce çok aşırıya giderek daha önce 68 kuşağının devlete adamlarına yönelik saldırıları, devletin kuurumlarına karşı saldırılarını 1970'li yıllardan sonra, bu sefer kendi düşüncesinden olmayan halkına karşı da yöneltmişti. Daha önceki mücadelesindeki hedefi devlet daireleri ve devlet adamlarıyken 70'li yıllarda bu tamamen kendi düşüncesinden olmayan bütün gruplar bütün düşüncelerdi... Böyle olunca karşısına bir güç olarak Ülkücü Hareket çıkıyor ve korkunç bir çatışmanın içerisine giriliyor. Milyonlarca solcu genç, milyonlarca Ülkücü genç... Bu insanlar birbirlerini kırmaya ve öldürmeye başlıyor. Burada ülkü ocaklarının o yıllardaki yöneticilerinin çok büyük bir feraset örneği gösterdiğine inanıyorum. O kavganın içersinde belki bu sayıların kat kat fazlasını ifade edebilecek insanların ölümüne sebebiyet verecek olayların önüne geçtiler. Ülkenin bölünmesini en azından ihtilale kadar geciktirildiğine ve bütün bunların hepsinin bizim gayretlerimizin neticesinde olduğuna inanıyorum. Yani beklenenin üzerinde, yaşlarımızın icap ettirdiği tavırlarımızın üzerinde o zamanki Ülkü ocakları Derneği genel başkanlarının hepsinin çok güzel bir çizgi ve tavır koyduklarına ve bu gençliği arzu etmiş olduğumuz şekilde idare ettiklerini şimdi daha iyi müşahade ediyorum, izliyorum, görüyorum ve hepsinden Allah Razı Olsun diyorum.

Haber ARZ: Bulunduğunuz görevlerde sizden sonra yerinize büyük çoğunlukla Abdullah Çatlı'nın geçtiği görülüyor. Ankara Ocak Başkanlığı, genel başkan yardımcılığı gibi... Bu durumun özel bir sebebi varmıydı?

Tabi o zaman belirli yerlerde görev yapmış olan insanlar birbirlerini tanıyorlar. Muhsin Yazıcıoğlu Hasan Çağlayanı nasıl tanıyorsa, Hasan Çağlayan da Abdullah Çatlı'yı öyle tanıyor. Şevkat Çetini Yaşar Yıldırımı vs. Biz iç içe kader birliği yapmış olan insanlarız. Bir noktada o günkü mücadelede yerine göre birbirimize siper olup, birbirimizi koruduğumuz birbirimize canımızı, malımızı herşeyimizi emanet ettiğimiz bir yönetici gurubuz o günkü şartlarda. Abdullah Çatlı da bu yaş itibariyle değil de (Gerçi ben Abdullah Çatlıdan da, Muhsin Başkandan da bir yaş ihtiyarım ). Mesela ben genel başkan yardımcısı Abdullah Çatlı da Ankara ocak başkanı yeni bir yönetici düşündüğüm zaman ne yapacağım? Benden önce görev yapmış insanları yerine değil de benim bulunduğum konumda daha aşağıdaki birimlerimizdeki çalışan arkadaşlarımızı yukarı birimlere çağırmakla ilgili süreç yürüteceğim. Ben okul başkanlığı yapmışım, sonra Ankara ocak başkanlığı yapmışım, sonra genel başkan yardımcılığı yapmışım sonra genel başkanlık... Şimdi kaderin bir cilvesi Abdullah da benden sonra devam edip gelen bi çizginin içersindeydi.

Odtü de 3 tane işçimiz şehit edilmişti. Ben genel başkan yardımcısıyken Abdullah Çatlıyla beraber Onların cenazesini Niksara götürdük. Abdullah, ben ve yanımızda da iki arkadaş daha var. Bir haber geldi. Dediler ki Divriği de de bir şehidimiz var. Hemen biz ordaki şehidimizi defnettik Sivas Divriğiye geçtik. Tam Divriğinden dönüyoruz, Ankara Ocak kongre yapıyor dediler ki Abdullah Çatlıyı Ankara Ocak Başkanı yapacağız. Ne diyorsun dedim ona. Tamam dedi. Dedim ki Abdullah Çatlının da ocak başkanlığıyla ilgili mazereti, engeli yok. Biz beraber yoldan dönerken onlar Ankara Ocak başkanı yaptılar. Ankara Ocak başkanı olarak geldiği günün ertesi görevine devam etti. Belirli bir müddet sonra benim okul durumum çıktıktan sonra Abdullah Çatlı bu sefer Genel Başkan Yardımcısı oldu. Sonra da zaten başka sıkıntılar, badireler geldi ve Abdullah Çatlı uzaklaşmak zorunda kaldı. Abdullah Çatlının eğer bu sıkıntılar başına gelmemiş olsaydı ben görevi bıraktıktan sonra belki Abdullah Çatlı genel başkan olacaktı. Abdullah Çatlı'nın başına badireler geldi deyince; işte o dönemler gerçekten Türkiye'de kahve taramalar, toplu olaylar ortaya çıkmıştı. Yani sağ sol öyle bir duruma getirilmişti ki, hangisi daha fazla insan öldürebilecek? Sanki adam öldürmekle ilgili bir müsabaka yapılıyormuş gibi basında ve toplumda bir algılama başladı. Bunu hayal ettiğiniz zaman bile ne denli dehşet verici bir şeyi yaşadığınızı görebiliyorsunuz. O dönemde işte Abdullah Çatlı birkaç olaydan aranıyordu. Mesela alakası olmadığı bazı hadiselerle ilgili işkenceler neticesinde birkaç Ülkücüden ifade aldılar. Abdullah Çatlı'nın yaptığına, emir verdiğine yönlendirdiğine dair. Bunun üzerine Abdullah Çatlı'yı aramaya başladılar genel başkan yardımcısıyken. Olaylar daha da Abdullah Çatlının üzerine yoğunlaştı. Çatlı bu sefer Genel Başkan yardımcılığı görevini bırakıp kaçak durumuna geçti. O günkü eylemlerin içersinde ifadeler yoğunlaştı bir de bize yönelik işkence gurubu oluşturuldu o zaman emniyetin bünyesinde...

Haber ARZ / İlknur KOÇ'un Özel Röportajı....

O dönemde ihtilal olmadan önce Ülkü Ocaklarını kapattırmakla ilgili, Ülkü Ocakları yöneticileri için ifadeler yazdırıyorlar, eylemlerde onların emirleri olduğu hususunda. Zaten hatırlarsınız Muhsin Başkanın hatıralarında da vardır. O dönemde Ülkü Ocakları derneği kapatılma tehlikesi içersine girince Muhsin Başkan hemen kongre yaptı ve Ülkü Ocaklarını Lütfü Şahsuvaroğlu'na devretti. Bizim en son Ülkü Ocakları başkanımız Lütfü Şahsuvaroğludur. Kendisi Ülkücü Gençlik Derneğini kurdu. Bütün hukuki mahkemeler, davalar koğuşturmalar soruşturmalar Ülkü Ocaklarının adına devam etti. Bunun ilk genel başkanı da Muhsin Yazıcıoğlu oldu. Fakat Muhsin Yazıcıoğlu'nun da üzerine yoğunlaşıldı. Yıpratılmaya O'nun hakkında davalar açılmaya başlandığı görülünce başkan da görevini Şevkat Çetin'e bıraktı.

Şevkat Çetin'in döneminde ocaklar basılmaya başlandı, bu sefer hiçbir çalışma alanı bırakmadılar. Çok yoğun bir şekilde üzerimize gelmeye başladı emniyet teşkilatı. Bunun üzerine Şevkat Çetin'in de sıkıntılı halleri ortaya çıkınca hukuki olarak o da görevi bıraktı. Bu sefer ben görevi aldım. Alır almaz teşkilatı Konya'ya taşıdım. Ülkücü Gençlik Derneği genel merkezini Konya'ya naklettim. 2 ay Konya'da kaldık sonra genel merkez orda olmasına rağmen kendim Ankaraya geldim Ankarada bir yer tuttuk ve orda göreve devam ettik.

Hatta orada bizim ocaklarımızı kapatırsanız toplantılarımızı, görüşmelerimizi, konuşmalarımızı kahvelerde yaparız, kahvelerden kovarsanız dağlarda yaparız. Dağlardan kovarsanız örtmelerin altında yaparız, yağmurda yaşta karda bile bizim bu faaliyetimizi engelleyemezsiniz diye bir söylemimiz vardı. Gerçekten bizi yersiz yurtsuz bi duruma soktular. Fakat 2 ay sonra kendim Konya’dan Ankaraya gelmeme rağmen 4 ay daha genel merkez orda gözüktü. Sonra genel merkezi burda taşıdık. 1 sene daha burda vazife yaptıktan sonra Yaşar Yıldırım'a genel başkanlığı devrettim. Yani Abdullah beyle ilgili bizim arka arkaya gelmemiz bu sebepten kaynaklanır.

Haber ARZ: Ülkücü Hareket'in “REİS'i” Abdullah Çatlı'nın hayatına bakacak olursanız 70'li ve 80'li yıllar arasında bir fark varmıydı?

70'li yıllardaki Abdullah Çatlı Ülkücü gençlik derneği yöneticisi, başkanı, Ülkü Ocakları denrği başkanı olarak Türkiyedeki gençliği yöneten bir lider, yönetici... Fakat 80'li yıllarda Abdullah Çatlı kanunen aranan kaçak konumunda bulunan yakalandığı an hapishaneye gönderilebilecek bir kimlik. Ömrü tamamen yurt dışında geçiyor. Zaman zaman kaçak olarak başka kimliklerle Türkiyeye giriyor ve çıkıyor. Sılayı rahim yapıyor tabiri caizse.

Fakat 80'li yıllardaki Abdullah Çatlı, artık devletin de kendisine müracaat ettiği bir kişi. Devletin de yardım istediği bir insan. Bunu kanunen ispat etmek mümkün mü? Mümkün değil. Zaten bu tür hadiseler ve olayları düşündüğümüz zaman ispatı olmayan, kanuni olmayan işte şunu yapmıştı bunu yapmıştı diye devletin o günkü Abdullah Çatlı'dan yardım isteyen, destek isteyen kurum yöneticilerini bile ifşa etmemiz mümkün değil. 80'li yıllardaki Abdullah Çatlı ister istemez kendine durumdan vazife çıkartmış olabilir. Devletin bazı kurumlarındaki insanlar da Abdullah Çatlı'ya ışık tutmuş olabilirler. Yani ona bazı eylemleri yapmalarıyla ilgili yeşil ışık yakmış olabilir. Çünkü o yılları düşündüğümüz zaman Türkiye Asala diye büyük bir belayla mücadele ediyor, büyük elçilerimiz öldürülüyor felan... Zannediyorum Abdullah Çatlı durumdan vazife çıkartarak ülkesine olan, kaçakken bile hakkında kanuni tahkikatlar yapılırken bile, vazifesini yapmıştır. Ben buna inanıyorum. Çünkü fedakar bir insandı. Fedakarlığını o dönemde bile kendisini yakaladıkları zaman belki mübbet belki idam belki hapisten çıkamayacak şekilde yargılayacak kanunlara rağmen devlete rağmen, O, devletine yine hizmet ederek göstermiştir. Abdullah Çatlı böyle bir mücadele gerçekleştirmiştir.

Haber ARZ: Zor (İhtilal Dönemi ) günlere dair hafızanızda yer edinen ve etki yaratan anılarınızı bizimle paylaşır mısınız?

İhtilal dönemine dair ben öyle bir olay çıkartamam ki size. Çünkü o dönemki her günümüz anlatılacak şeylerle dolu... İhtilalin olduğu dönemde bizim ciddi bir belirsizliği yaşadığımız 1 aylık 2 aylık bir dönem vardı. Biz ihtilalin kimin için, nasıl yapıldığıyla ilgili olayları kavramakta sıkıntı çekmeye başladık. Bir de baktık ki çok kısa bir zaman geçtikten sonra ihtilalin en ağır acımasız tavrı Ülkücülere yönelik... Gerçi sol guruba yönelik bir baskı vardı fakat bizim üzerimize gerçekten haketmediğimiz ve tahmin etmediğimiz şekilde bir tavırla gelindi. Bu bizi gerçekten çok ciddi bozguna uğrattı. İhtilalde devletin kurumlarından beklemediğimiz bir tavırla karşılaştık. Kanuni olarak eylemlere girmiş, adam öldürmüş, kaçakçılık yapmış veya kanunsuzluk yapmış olan insanların üzerine devletin gelmesine kimse ses çıkartmaz ama burada kurumların acımasızca yargılamasını ve 12 eylül öncesinin bütün kabahatini ülkücü hareketin kurumlarının üzerine yamanmasına akıl erdirmek mümkün değil. Bazen diyorlar ki solun üzerine de gidildi. O günkü solun hangi kurumunun üzerine gidildi? Chp'nin üzerine mi Disk'in üzerine mi? Yani hangi sol gurubun üzerine gidildi? Bakıyoruz böyle tüzel kişiliği kanunlarca tespit edilmiş hiçbir kurumun üzerine gidilmemiş. İllegal örgütlerinin üzerine gidilmiş. Ama sağda ülkücülerin üzerindeki uygulamalarına bakın. Tamamen tüzel kişiliklerin üzerine gitmiş. Mhp'nin, Ülkü Ocaklarının, Ülkü-Bir'in... Neden buranın üyesisiniz diye tüzel kişiliklerini, yani devlet tarafından tescillenmiş kurumların yöneticilerini yargılamışlar işte burada adaletsizlik var. Karşı tarafın tüzel kişiliklerini yargılamıyorsun, ülkücü hareketin tüzel kişiliklerini yöneticilerini yargılıyorsun. Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Çağlayan, Yaşar Yıldırım, Şevkat Çetin.... bir tane olaylarla ilgili yargılama yok. Yöneticilikten yargılanıyor. Devletin de bir zaman kanunlar çerçevesinde yapmış oldukları, kurmuş oldukları derneklerin yöneticileri. Şimdi onun için 12 Eylülde gerçekten de tahmin etmediğimiz bir şekilde ihtilal ekibi Ülkücülerin üzerine gelmiştir. En çok ihtilalin bizi etkileyen, bizi içimizde hala bir ukte olarak kalan, yaralayan olayı bir aylık dönemdir. İhtilalin gününden itibaren geçen süredir. Onu hiçbirimizin unutması mümkün değil çünkü hepimiz vatan haini olduk. Canı kadar ülkesini seven insanlar ihtilalin sonucu Vatan hainliği ile yargılandılar, itham edildiler. Bu da tabi bize çok ağır gelen bir ithamdı. Bizim de hiçbir zaman affedemeyeceğimiz hala aklımıza geldiğinde o günkü yöneticilerle ilgili bağışlamayacağımız tavırlarıydı.

Röportajın 2. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ...

Haber ARZ / İlknur KOÇ'un Özel Röportajı.... www.haberarz.com

Röportaja Katkıları'ndan Ötürü Sayın Arif Semih KÖSE ve Sayın Halil İbrahim YILMAZ'a Teşekkürler...

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 4 yorum mevcut

    • Bekir Çay 10 ay önce yorumlandı

      Hasan Başkanımı 34 yıl önceden tanırım. Aynı okuldan mezunuz, ayrıca hem okul başkanlığımı hemde Ocak Genel Başkanlığımı yaptı. Allah razı olsun. Tanıdığım ender insanlardan biridir. Ülkücü hareketin, Muhsin başkan ile birlikte çile çekenlerindendir. Çilenin izleri de her halinden bellidir. Siyasette aktif olmasını her zaman istemişimdir. Yüce Yaratan yar ve yardımcın olsun başkanım.

    • Ahmet Taşçı 10 ay önce yorumlandı

      Röportaj çok güzel olmuş. Dinleyince gerçekten heyecanlandım. Ama Hasan abiyi daha aktif görmek bizleri mutlu ederdi.

    • Ali Aydın 10 ay önce yorumlandı

      sevgili başkanım bu anılarını neden kitaplaştırmıyorsun yoksa sende diğer başkanlar gibi ben yaşadım bende kalsın mı diyorsun sonra gelenlere kimler neleri nasıl öğretecekler geçmişini bilmeyen geleceğine nasıl yön verir vebalde kalmıyormusun saygılarımla

    • Alperen Genç 10 ay önce yorumlandı

      Baştan sona sabırla ve zevkle okudum. Gerçekten anlamlı bir röportaj olmuş. Mazide bir yolculuk gibi. Teşekkürler haber arz. Teşekkürler Hasan abi.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Sizce en iyi yerli polisiye dizi hangisi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    KARİKATÜR

    ARŞİV