22 Mayıs 2012 Salı

Lütfü ŞAHSUVAROĞLU İle Çok Özel Röportaj...

Entellektüel Türk Milliyetçisi Lütfü ŞAHSUVAROĞLU İle Çok Özel Röportaj....

07 Ağustos 2011 Pazar 15:20
Lütfü ŞAHSUVAROĞLU İle Çok Özel Röportaj...
 Lütfü ŞAHSUVAROĞLU İle Çok Özel Röportaj...

Haber ARZ: Ülkücü Hareketin Sembol isimlerinden Lütfü Şahsuvaroğlu’nu kendi dilinden tanıyabilir miyiz?

Ülkücü diye Âlemlerin Efendisini bilirim. “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz davamdan dönmem” diyen ve teoriyi hep ön planda tutan önder. Emri bil maruf nehyanil münker vazifesini bihakkın yerine getirebilmek için böyle bir teorik zemin şarttır. Böylesine keskin ve açık olan sünnetullahın izini süren milletimiz bundan inhiraf ettiğinde zillete düşmüş, teorinin izini sürdüğünde ise kurtulmuştur. Ailemde var olduğum ve hatırlayabildiğim ilk çocukluk evrelerinden beri teknikte de, şiirde de, meslek hayatımda da, aile hayatımda da, arkadaş çevremde de teorik düşünmeyi, yazarak çizerek, ahengi keşfederek yaşamayı düstur edinmiş bir garibim. Kimsesizim. Yanına yöresine bakmadan emanet alınacak olan davayı aldım ve sadece ben varım diyebilme cehdime şükrederek hayatın tadını çıkarıyorum. 12 Eylül öncesinde de çıkardım. Arakesitte de çıkardım. Arakesitten çıktıktan sonra da… Hayatı dolu dolu yaşadım. Hiç pişmanlık duymadım. Hapishanenin de beş yıldızlı otelin de keyfini çıkardım. Daha doğrusu hiç umurumda olmadı. Varsa harcadım. Yoksa hayıflanmadım, otobüse bindim, yürüdüm. Varsa helikoptere de bindim, vipte de uçtum. Aşkta sadakat, zulmette sabır ve tevekkül, zaferde mağlubun yanında olabilme ya da onu anlamaya çalışma melekesini kaybetmenin en büyük zafiyet olduğunu düşündüm.

İlknur KOÇ'un Özel Röportajı.... / www.haberarz.com

Haber ARZ: 17 yaşında Türk milliyetçiliği meselelerine dair yazılar yazdığınızı biliyoruz. Peki ülkücü harekete katılma süreciniz nasıl gelişti?

Ortaokulu Turhal’da okudum. Orada 9 Işık yürüyüşüne katıldım ama hiçbir şeyin farkında değildim. 1970 yılında Ankara’ya geldik. Liseyi Sincan’da okudum. Orada bütün fikirlerle iç içe bir arkadaş çevremiz oldu. Her kesimden önemli isimler yetişti oradan. Yani lise yıllarımızda bütün fikirleri tetkik etme fırsatımız oldu. 1974 yılında Türk Milliyetçiliği Tarihi’ni yazdım. Millet gazetesinde tefrika edildi. Aynı yıl Etimesgut Ülkü Ocakları başkanı oldum. Ziraat Fakültesi’ne girdim. Yıldırım bölgenin havasını teneffüs ettim. Ertesi yıl da Ülkü Ocakları Genel Yönetim Kurulu üyesi oldum. O yıldan itibaren de Muhsin Yazıcıoğlu ile vefatına kadar süren yoldaşlığımız başladı.

Haber ARZ: İhtilale giden sürece dair gözlemleriniz nelerdir?

İhtilal değildi ki yapılagelen. Darbe denebilir belki ama ihtilal değildi. İhtilal o kadar basit bir kelime değil. Mesela Eba Müslim Horasani’nin gerçekleştirdiği ihtilal sayılır.

İhtilal sürecinde yaşananlara baktığınızda acı çektiğiniz anılarınız nelerdi? Bu süreç engellenemez miydi?

İlk başlarda devletle küsme modası vardı. Bu teorik yetersizlikten kaynaklanıyordu. Balkondan seyretmek filan…

Darbe yanlıştı ve buna karşı direnç gerekiyordu. Zafiyet buradadır. Yoksa hamama giren terler. Elbette acı çekeceksin. Acının da bir teori meselesi olduğunu bilmek gerekir. Burada en büyük acı, “selam”dır. Kul hakkıdır selam. Sizden o kaçaklık ve mapus günlerinde ve erken gelen özgürlükte selamı sabahı esirgeyen dost bildikleriniz yüzünden acı çekersiniz aslında. Bize de en çok o dokunmuştur. Ama uzun sürmez silersiniz defterden olup biter.

Haber ARZ: İhtilal öncesi ve ihtilal sonrası olarak hareketi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İhtilal öncesi iktidara yürüyen bir hareket vardı ama hiç sınavdan geçmemişti. Komünizmle mücadele sınav sayılmazdı. Kendi kendisiyle hakiki bir imtihan gerekiyordu. Darbe süreci bunun için bir fırsattı. İyi değerlendirilemedi. Darbeyi fazla ciddiye aldık. Acılarımızla ve mazimizle pek oyalandık. Cemal Amca adlı uzun şiirimde anlattım bunu.

Haber ARZ: İhtilalden sonra yol ayrımları meydana geldi mi? Mafyalaşma ve Çeteleşme gibi faktörler de ihtilalden önce hareketin içinde yer almış isimlerde zikredildi. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yolun ne idüğü anlaşılmadan yol ayrımı mı olurmuş.

Erken özgürlük dedim ya… Çok uğraştık, yayınevi kurduk, kitabevi kurduk, bedava kitap dağıttık, gazete dergi çıkardık. Yeni mahfiller tesis etmeye çalıştık. Açılımlar yaptık. Ama henüz zaman gelmemişti ve erken hareketin problemleri ortaya çıktı. Açtığımız süreci başkaları kaptı.

Haber ARZ: Uzun yıllar Edebiyat, Şiir, Kitap, Gazete minvalinde birçok kültür, sanat işiyle uğraştınız. Nasıl başladı bu serüven ve bundan sonrasına dair planlarınız nelerdir?

Siyasette, sanatta, kültür hayatında, hayatın her alanında mümkün olabilen en büyük birliği kurmaktı amacımız. İhanet çemberi içindekiler hariç herkesle esas ittifak kabiliyeti peşinde idik.

Bir de elbette bedii idrak ve hayatın estetize edilmesi meselesi… teori esas olunca güzelin, doğrunun ve iyinin içsel ve dışsal tasavvuru önemli… Türkiye Yazarlar Birliği, Türk Ocağı, Selçuklu Vakfı, Avrasya Yazarlar Birliği ve diğer bütün sivil toplum gayretleri ile medya TRT, ve diğer kurumlar bu açıdan emek verdiğimiz ama teori göz önüne alınarakçalıştığımız mahfillerdi. Oldu olmadı geriye bakmamak lazım. Bundan sonrası için otuz yıldır düşünüp de hep ertelediğim çocuk edebiyatına dönmektir hedefim. O yüzden masalları yazdım. Yazıyorum. Bir de çocuk dergisi düşünüyorum. Çocuk yayıncılığı ile birlikte…

Gelecek kuşaklar adına ümitvar olmalıyız.

Haber ARZ: Yayınlanmış birçok eseriniz olduğunu biliyoruz. Özellikle Türk-İslam ülküsüne ışık tutan medeniyetimizin köşe taşlarının tanınmasını sağlayan Nurettin Topçu, Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Necip Fazıl, Namık Kemal gibi eserler ortaya koydunuz. Milli Askeri Stratejik Konsept hazırlanırken 28 Şubat arefesinde siz Milli Sivil Stratejik Konsept’i yazdınız. TYB fikir ödülü aldı bu eser. Su savaşları olacak dendiği yıllarda Su Barışı adında Türkiye ve Ortadoğu su politikalarını masaya yatırarak bir su barışı projesi geliştirdiniz. Avrupa Birliği rekabet analizi doktora çalışmanız. Su ve Toprak kaynaklarını muhafaza ile ilgili çalışmalarınız var. En son Ziya Gökalp ve Türkçülüğün Boyutları, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu’yu yazdınız. Ama bu arada da edebi eserler vermeye devam ettiniz. 12 Eylül’den sonra çıkan Kafes romanından sonra ara verdiğiniz romana devam ettiniz ve 2024 adlı romanınız 2008 yılında yayınlandı. Üç tane de şiir kitabınız yayınlanmış. Sizin için yazmak neyi ifade ediyor?

Yazmak hem yaşamaktır, hem yaşanandan kaçıp eve dönmektir. İnzivaya çekilmek, kendini tamamlamaktır. Hayat mı roman mı sorusunu kendi kendimize çok sormuşuzdur. Bazen birincisi öne geçer bazen öteki. Ama teorik ön plan dedik ya baştan varoluşumuzun nirengi noktası diye işte o sebepten yazmak belki de hayattan daha önemli olmaktadır çoğu zaman.

Son zamanlarda yazmaktan kaçıp yine yazmaya sığındım. Sanal kahramanlardan rahatsız olup binlerce yıllık tarihe döndüm. Destanlarımıza masallarımıza döndüm. Onları yeniden işledim ve hepsini nazma çektim. Yapılan bir araştırma milletimizin bugünkü varlığının espiriye tahammül gücünün çok çok azaldığını gösteriyor. Dedem Korkutları, Nasreddin Hocaları, binlerce masalı, tekerlemeyi, Keloğlanı olan toplum niçin öylesine tahammülsüz, espriden anlamaz hale gelmiş acaba? Bence tekerleme bilmiyor, masal bilmiyor, tarihindeki söz kudretinden, imadan, mazmundan, tecaülüariften, mecazdan, mecazı mürselden, kinayeden, taşlamadan, hicivden ortaoyunundan habersiz nesiller yetişiyor da ondan. O yüzden yeni masallar yeni tekerlemeler yazdım. Dedemden Dinlediklerim ve Ninemden Dinlediklerim yayınlandı. Ama devamı var. Şimdiye kadar 10 bin beyit yazdım… son kahır ortamını böyle değerlendirdim. Yoksa yaşananlar, adam satmalar, gizli hayınlıklar beni içten çok yaraladı; kendi kendimi yedim durdum. Şimdi yazıyorum, yazmaktan diğer yazmalara geçiyorum. Gazete okumuyor, televizyon seyretmiyorum. Medyada aptal kutusundaki şaşkınlıkları izlemiyorum. Spiker şairleri hele hele hiç dinlemiyorum. Dinleyen ve alkışlayanların da ruh sağlığından endişe ediyorum. Gazetelerin köşe yazarlarının hemen tamamının da görevli olduğunu düşünüyorum. Daha önce gördüğümüz filmi tekrar izlemeye tahammül edemiyorum. Kitaba dönüyorum. Kalıcı olana… ebedi olana…

İlknur KOÇ'un Özel Röportajı.... / www.haberarz.com

Haber ARZ: Bir sinema filmi hazırlığında olduğunuzu duyduk. Nedir bu hususun ayrıntıları?

Benim birçok sinema ve tv dizisi için yazdığım senaryo var. Ayrılık’ı saymıyorum. Kafes’i sinema filmi olarak yazdım. Hatırla Sevgili’nin hatırsızlıklarına kızdığım için bir 12 Eylül dizisi yazdım. Türkler adında belgesel drama sinema filminin senaryosu tamamlanmak üzere... Bir de Güllü diye bir başka senaryom var. Tehcirde bizim Kuruçay’da kalan ve Ermeni olduğunu bilmeyen kızın hikâyesi. Ben Güllü teyzeyi yakından da tanımıştım. Onun dramını yazdım. Ne yani Ülkü Ocakları başkanı, Türkiye Yazarlar Birliği başkanı ülkücü bir yazar Ermeni sevemez mi? Ecdadı gibi hem de öyle bir sever ki…

Kürtler Nasıl Türk Olur kitabımı okuyan Güneydoğulu kardeşlerim de, bin yıllık terkibimizin nasıl derin bir muhabbet taşıdığını gördüler, bana ifade ettiler.

Üç yıldır bir başka uğraştığım proje var; o da MAKTUL adını taşıyor. Yani Kara Mustafa paşa…

Bir de El Cahiz’in hayatını film yapmak istiyorum.

Haber ARZ: Gerek Entelektüel birikim, gerekse yapmış olduğunuz çalışmalarla Ülkücü hareketin öne çıkan isimlerinden olmayı başardınız. Halen üretme ve yeni nesillere kalıcı eserler bırakabilme gayretindesiniz. Bu birikim nasıl sağlandı? Yıllardır hiç bitmeyen bu azim ve kararlılığın iksiri nedir?

Ne diyor cenabı Mevla… Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? İnsan okur. Sözün kudretinin üstünde ne var? Yahya Kemal “Allahım bana söz kudreti ver” diye dua edermiş. Kutsal kitapların hepsi önce söze vurgu yapar… Tevrat önce söz vardı diye başlar. Kuran önce oku der. Yaradan rabbinin adıyla… ne müthiş vurgu… yaradan rabbinin adıyla okumak… bu Hacı Bayramın dediği gibi sürekli yaratılış hikmetidir.

Haber ARZ: Peki sizce ülkücünün kültür sanat edebiyata dair bakış açısı nasıl olmalıdır? Yada böyle bir bakış açısı var mıdır?

Kültür sanat ve medeniyet..

Ama bunların üstünde maya daha önemli

Türklük bir mayadır kültür ve medeniyetten ziyade…

Maya asıldır diğerleri teferruat…

Haber ARZ: Ülkücüler kendilerine has bir kültür sanat edebiyat ortaya koyabilmişler midir?

Koydular tabii…. Ama okumayanlar yüzünden konmadı zannediliyor. Adam, karşıma geçip bizden şair çıkmadı, romancı çıkmadı diyebiliyor. Bu ahmaklar yüzünden çıkmaz tabii…he he deyip geçeceksin… sanki bizden siyasetçi çıkmış da… iş adamı, burjuva çıkmış da sanatçı çıkacakmış. Bu gafiller başka bir gözlükle baksalar şu anda ülkenin en önemli yazarlarının, şairlerinin bizden olduklarını görürler.

Haber ARZ: İhtilal sürecinin diğer görüşler tarafından yazılıp çizilmesi, dillendirilmesi söz konusu olurken, ülkücü camiada 12 Eylül sonrasına dair neden ciddi eserler o dönemi anlatan yapıtlar ortaya konmadı?

Bak işte bu soru yanlış, dediğim gibi… insan okur…

Marifet iltifata tabidir, bu kadar yeter hak edene yazılır. Etmezse yazılmaz elbet…

Hadi benim Kafes unutuldu diyelim. Mehmet Önal’ın Efsane’ye üstelik TYB olarak ödül verdik. Ne kadar güzel bir ülkücü romandır o. Sonra Naci’nin, Şükrü’nün, Emine ablanın ve Emine bacının romanları hiç de küçümsenemez.

Isparmaça’yı okumadan ülkücü diriliş gerçekleştirilemez. Nasıl ki Atsız zamanında Safiye Erol’un Ciğerdeleni’ini bize tanıttıysa ve biz onunla yeniden romanda dirildiysek, bugün de insanlarımızın bu türden tavsiyelere ihtiyacı var. Aksi takdirde başıboş kayıklar gibi kumsallardan kumsallara savruluyorlar…

Haber ARZ: Aynı zamanda bir iletişimci olarak çekirdekten yetişme gayretinde olan gerek yazarak, gerek okuyarak gerekse editöryal bazda çalışmalar yaparak kendisine yön vermeye çalışan gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?

Bilgi kuvvettir. İnanç en büyük kuvvettir. İnanan bilir. Bilmek için okumak gerekir. Ama internet mesajlarını kastetmiyorum. Kitap okumak gerekir. Gazete de değil… gazeteler zararlıdır. Kapitalist temerküzün aparatlarıdırlar. Gazete kültürü kötü bir kültürdür. İnsanı terörist yapar. Terörün sorumlusu gazete kültürümüzdür.

Mayamızın devreye girip kültürü dövmesi gerekir. Onu pişirmesi, yoğurması gerekir. Yoksa tek başına kültür hiçbir şey ifade etmez. Türk kültürü kürt kültürü arpa kültürü buğday kültürü… hiçbiri diğerine galabe çalamaz. Ama Türklük mayası kabın tamamını ya yoğurt yapar ya da süt bozulur, çöker. Maya kültürden de medeniyetten de üstündür.

Gençliğin mayası bozuksa yapacak bir şey yoktur. Atın gitsin. Mayası sağlam olanlarla yola çıkarız. Mayası sağlam olanlar bizi zilletten çıkarırlar.

Haber ARZ: Son yıllarda bestelerinizi de gün yüzüne çıkardığınızı görüyoruz. Öyle ki bazı besteleriniz okunmaya da başladı. Beste çalışmalarınız önceden de var mıydı? Yayınlanacak veya paylaşmayı düşündüğünüz yeni besteleriniz de var mı?

200’ün üzerinde bestem var. Artık aruz yazıyorum. Ve hemen hepsi besteli olarak geliyor zaten. Fakat iki üçü yayınlandı. Gam gazelimi Alp Aslan da Tülin Kuşoğlu da güzel okudular. TRT cd olarak yayınladı.

Şimdi şehit türküsü besteledim. Bir de Kürt marşı…

İkisi de sürpriz…

İlknur KOÇ'un Özel Röportajı.... / www.haberarz.com

Haber ARZ: Son dönemde yazılarınız sitemiz Haber Arz’da yayınlanıyor. Ciddi de bir okuyucu kitlesine sahipsiniz. Yazı üslubunuz ise gayet net ve sert mizaçlı. Nedir bu keskin çizginin sebebi?

Ben mi keskin çizgiliyim? Yahu ne zamandan beri normal mutedil, insan sever tabiat keskin olarak anılır oldu. Bu kadar yumuşamaya da pes doğrusu…

Demedim mi başta. Efendimiz “bir elime ayı bir elime güneşi verseniz davamdan dönmem” derken ona şimdi ‘yahu ne inatçı adam, versinler şu başkanlığı sonra nasıl olsa peygambersin düzeltirsin’ denir mi?

Yine de diyeyim: okumak… Namık Kemal’den, Mehmet Akif’ten, Ziya Gökalp’ten, Nurettin Topçu’dan, Atsız’dan, Necip Fazıl’dan, Arvasi’den, Erol hocadan, Cemil Meriç’ten bize kalan tecessüs, merak, mesuliyet, sadakat, aşk, merhamet, hörmet, hakikat ve samimiyet çizgisi…

Haber ARZ: MÇP'den kopuş ve BBP'nin kurulmasına varan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Neydi o zamanki gerçek problemler?

İkisi de yanlıştı. Aslolan gerçek milliyetçilik yani mümkün olabilen daha büyük birlikti. İkisi de bunu gerçekleştiremedi. Teorileri zayıf kaldı. Dediğim gibi teori esastır. Yeniden masaya oturmak lazım..

Geçmiş geçmişte kaldı cancağızım şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Bütün yaşananlar Muhsin başkanın hatırı için telakki edilir ve beklenen ziya için akıllar başlara devşirilirse ülkücü hareket dirilir. Yoksa çürüyen her şeyin toprağa karıştırılması gerekir. Belki ileriki nesiller oradan neşvü nema bulurlar.

Haber ARZ: BBP'yi kurduktan sonra başta MHP cenahından olmak üzere yaşadığınız problemler nelerdi?

Geç bunları azizim bir kalem…

Haber ARZ: Sizce Muhsin Yazıcıoğlu'nu Lider yapan özellikler nelerdi?

Dedim ya dinlemiyor musun? Bende neyse onda da o… sadakat, mesuliyet, vefakarlık, aşk, hörmet, merhamet, tecessüs, merak, hakikat ve samimiyet çizgisi…

Bir de yoldaşlık… onunla yol önemli mi? Yoldaşlık önemli… nasıl olsa yol icad edilir.

Haber ARZ: Uzun yıllar Muhsin Yazıcıoğlu'na yarenlik etmiş, en yakınında olmuş isimlerdensiniz. Şüphesiz birçok anıyı paylaşmışsınızdır. Bize bu anılarınızdan birkaç tane anlatabilir misiniz?

Bir toplantıda birilerini haşlayacaktım, ki onlar eski bakanlardı; tokalaşma anında yüz kişinin içinde gözüyle işaret etti: dedi ki; canını yediğim n’olur bugün onlara dokunma”… Ben de mesajı aldım, dokundum yine de ama sadece ikisinin anlayacağı biçimde…

Üç sefer aday oldum. Üçünde de zor emeklerin sonundaki hüsranın ardındaki müteşekkir tabiatını ve yüzünü unutamam. İki sefer de gerçekten seçilebilecekken yerimizi onu rahatlatmak için bırakışımızdaki şükran mimiklerini de…

Ama daha ilgi çekici anıları Bizim Muhsin başlığıyla yazdığım kitabımda anlatıyorum. Bizim Muhsin mi olsun yoksa Sır mı bilemiyorum. Onu birçok kuşak ve farklı kesimler bizim Muhsin diye anardı. Bazıları da ev danasından hikayesi… yani biraz akıllarınca küçümseme yaklaşımı…

Belki de ne bileyim Başkan derim ismine…

Haber ARZ: Muhsin Başkanı Sivas’tan Ankara’ya genel başkanlık vazifesi için getirilme sürecini en iyi bilen birkaç isimden birisiniz. Bu olayı birde sizden dinleyebilir miyiz?

Bunu en iyi Mustafa Mit bilir. Türkiye’deki en müthiş Muhsinci Mustafa Mit idi bir zamanlar… Türkeş’e karşı bile… Anlatayım mı? Neyse anlatmayayım…

Haber ARZ: Türkiye de her 20 yılda bir darbe teşebbüsü olduğuna dair bir kanı var. 1980 ihtilali ve 28 Şubat süreci arasında fark görüyor musunuz? Sizin her iki konuda da net tavrınız vardı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunları?

80 arakesitinde yirmili yaşlardaydık. Tıpkı Nazım Hikmet’in yirmili yaşlardan bahsederken elma yüzlü yirmili yaşlar dediği gibi. Elma gibiydi yüzlerimiz. Ama korkmadık. Doğal bir süreçmiş ve biz istemişiz gibi… biz istemişiz derken darbeye ortaklık filan değil tabii… hiç imtihan olmamıştık. Kendimizi tamamlamamız gerekiyordu. Aslında darbe basit bir şeydi ve biz oradan pişerek çıkmalıydık. Ama öyle olmadı. Döküldük. Üstelik kimse kötü bir sınavdan geçmediği halde… tam 12 eylülde vurduk 12 eylülü… otuz yıl sonra zırlayanlar gibi değil… ağlayanlar gibi değil. Kin güdenler gibi değil. Zamanında zalimin karşısında susmayacaksın. Din ile kin bir arada olmaz diyor Nurettin Topçu…

28 şubatta da öyle. Çevik Bir beni mahkemeye verdi, başkasını değil. Neden? Örtülü darbe lafını kullandığım için. Bugün ortalığa dökülen çok bilmiş liberal zevat ile daha önce görmediğim kahraman kardeşlerimiz benimle röportaj yapmak istediler hani mağduruyuz ya 12 eylüllerin. Biz ne dedik? Sana ne kardeşim. Beni kimse edemez mağdur!

Bakın size bununla ilgili yazdığım şiiri okuyayım:

Röportajın Devamını Okumak İçin TIKLAYINIZ...

İlknur KOÇ'un Özel Röportajı.... / www.haberarz.com


Röportaj'a Katkılarından Ötürü Sayın Doğan ÖZTAŞKIN'a Sonsuz Teşekkürler...

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • hayati yaman 9 ay önce yorumlandı

      kendisini daha iyi tanıma fırsatı sağladığınız için, siz değerli haber arz muhabirine teşekkür ederim. Ayrıca Lütfi ağabeyimize sağlıklı, hayırlı uzun ömürler dilerim... Zile Alperen Ocakları

    • arif semih köse 10 ay önce yorumlandı

      "maya kültürdende medeniyettende üstündür".,terörün sebebi gazete kültürüdür"...müthiş öğretici ve ufuk açıcı.."selam" lütfi ağabey..sağlıklı faydalı ömürler dilerim..

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Sizce en iyi yerli polisiye dizi hangisi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    KARİKATÜR

    ARŞİV